Siyer 1 ders notları ünite 2

Bu ders içereği Yeni müfredata uygundur.
Ünite 2

HZ. PEYGAMBER’İN RİSALET ÖNCESİ HAYATI

Peygamberimizin Soyu ve Ailesi

Hz. Muhammed’in soyu, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’in neslinden gelen Adnan Araplarına dayanıyor. Peygamber Efendimiz mensup olduğu soyu şöyle tanımlar: “Allah İbrahimoğullarından İsmail’i, İsmailoğulları arasından Kinanelileri süzüp çıkardı. Kinanelilerden Kureyşlileri, Kureyşlilerden Haşimoğullarını seçti. Beni ise Haşimoğulları arasından seçti. Ademoğullarının en hayırlı ve en temiz olanlarından devirden devire, aileden aileye geçerek nihayet içinde bulunduğum bu aileden vücuda getirildim.”

Peygamberimizin Ataları

Hz. Peygamber’in Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdumenâf b. Kusay b. Kilâb b. Mürre b. Ka’b b. Luey b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik b. Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudâr b. Nizâr b. Maâd b. Adnân adıyla ataları yaşadığı dönemin saygın kişileri arasındaydı. Bu kişiler halka hizmet edip insanları iyiliğe teşvik etmişti. Mekke halkına en büyük hizmeti Peygamberimizin dördüncü dedesi Kusay b. Kilab, dağınık hâlde yaşayan Kureyşlileri birleştirip Mekke şehir devletini kurarak yapmıştır.

Peygamberimizin Ailesi

Abdülmuttalib zemzem kuyusundaki tasarrufundan dolayı Kureyşlilerin engellemesiyle karşı karşıya kalınca bunu kendisini koruyacak kimsesinin olmamasına bağladı. Peygamberimizin babası Abdullah, gençlik çağına girince Zühreoğullarından Vehb b. Abdimenaf’ın kızı Âmine ile evlendi. Yirmi beş yaşlarında ticaret için Şam’a doğru yola çıkan Abdullah, dönüş yolunda hastalandı. Arkadaşları onu Medine’deki dayıları Neccaroğullarına götürdü. Bir süre burada kalan Abdullah, iyileşemeyip Hz. Peygamber’in doğumundan iki ay önce vefat etti ve akrabası Nabiğa’nın evinin yakınına defnedildi.

Peygamberimizin Doğumu ve Çocukluğu

Hz. Peygamber, Fil Vakası’ndan yaklaşık elli beş gün sonra, 571 yılında Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi sabaha karşı Mekke’de doğdu. Peygamber Efendimiz doğduğunda dedesi Abdülmuttalib, torununu kucağına alarak Kabe’ye gitmiş ve bu güzel çocuk için Allah’a şükretmişti.

Peygamberimizin İsimleri

Muhammed

övgüye değer bütün güzellikleri ve iyilikleri kendinde toplayan kişi anlamına gelir.

Ahmed:

Allah’ı herkesten daha iyi ve daha çok öven ve herkesten daha çok övülen anlamındadır.

Mahi, küfrün onun eliyle yok edileceğini; Haşir, kıyamet gününde insanların onun ardından giderek haşrolacağını; Akıb ise kendisinden sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceğini bildirmektedir. Hz. Peygamber’in yaygın adlarından biri olan Mustafa “seçilmiş” anlamında bir isimdir.

Kısa hayatı

Sütannenin Yanında

Mekke’nin iklimi küçük çocukların sağlıklı büyümeleri için uygun değildi. Bu nedenle Araplar arasında yeni doğan çocukları havası güzel, halkı şiir gibi konuşan ve vahalarda yaşayan sütannelere verirdi. Büyüdüklerinde sık sık uçsuz bucaksız çöl yolculuğuna çıkacak olan çocukların bu zor şartlara dayanabilmeleri için bedenen güçlü olmaları gerekiyordu. Çölde yaşayan hanımlar sütannelik yapmak üzere şehirlere gelir, yeni doğan çocukları alıp köylerine dönerlerdi. Yaptıkları hizmete karşılık onlara iyilik ve ihsanda bulunulurdu. Annesi Amine ve Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe tarafından emzirilen ve adet olduğu üzere sütanneye verilmek istenen Peygamberimizi gelen hanımlar arasında bulunan Halime Hatun aldı. Peygamberimiz yeni yurdunda süt kardeşleri Abdullah, Üneyse ve Şeyma ile güzel zamanlar geçirdi.

Annesinin Vefatı

Sevgili Peygamberimiz, annesiyle geçirdiği iki yılın ardından Amine ve Ümmü Eymen ile birlikte dayılarını ve babasının kabrini ziyaret etmek üzere Medine’ye gitti. Dönüş vakti geldiğinde bir ay kadar kaldıkları Yesrib’de yaşadıkları güzel hatıraları kalplerine nakşedip Mekke’ye doğru yola çıktılar. Zorlu çöl şartlarında beş gün yol aldıktan sonra Peygamber Efendimizin annesi hastalandı. Medine’ye 190 km uzaklıkta bulunan Ebva köyünde vefat etti.

Dedesinin Yanında

Torununun öksüz kalması üzerine Abdülmuttalib, Peygamberimizi bağrına bastı, vefat edinceye kadar da yanından ayırmadı. Birini yemeğe davet ettiğinde veya bir davete gittiğinde torunu mutlaka yanında olurdu. Mekke’nin lideri olan Abdülmuttalib’in Kabe’nin Hicr tarafında gölgeye serilmiş minderine kendisinden başkası oturamazdı. Bu kuralın tek istisnası biricik torunuydu. Peygamberimiz, sekiz yaşına gelinceye kadar dedesinin yakın ilgi ve şefkatine mazhar oldu. Abdülmuttalib, vefat edeceğini anlayınca oğullarına torunuyla ilgilenmeyi ihmal etmemelerini vasiyet etti.

Amcasının Evinde

Ebu Talib, Peygamberimizin amcalarının arasında en merhametlisiydi. Ailesi kalabalık ve geçimi de dar olmasına rağmen çok cömert biriydi. Mekke’de sözü dinlenir, emirlerine karşı gelinmezdi. Dedesi vefat edince Hz. Peygamber’i bağrına basan amcası Ebu Talib ve eşi Fâtıma Hanım, onu kendi çocuklarından ayırmadılar. Öksüzlüğünü ona hissettirmediler. Peygamber Efendimiz kendisine gösterilen yakın ilgiye karşılık olarak Ebu Talib ve Mekkelilerin koyunlarına çobanlık yaparak amcasına yardımcı olmuştur.

Şam Yolculuğu

Peygamber Efendimiz on iki yaşında iken amcası Ebu Talib ticaret için Şam’a gidecekti. Günler süren yolculuktan sonra kervan nihayet Busra’ya vardı. Busra’da Hıristiyan din âlimlerinin yetiştiği manastırda Bahira adındaki meşhur rahip bir süre Mekkelilerin kervanını seyrettikten sonra onları yemeğe davet etti. Mekkeliler daha önce buraya defalarca gelip konaklamalarına rağmen manastırdan hiç davet almadıkları için biraz şaşırarak katıldılar. Misafirleri dikkatlice izleyen rahip, Hz. Muhammed’i ile yakından ilgilendi. Daha sonra amcasına, “Kardeşinin oğlunu Şam’a götürme! Yahudiler ona zarar verebilirler.” dedi.

Peygamberimizin Gençlik Dönemi

Hilfü’l-fudûl’a Katılması

Yemen’den gelen bir tüccar getirdiği ürünleri As b. Vail’e satmış ancak parasını alamamıştı. Borcunu inkar eden As b. Vail, Mekke’nin nüfuzlu ailelerinden birine mensuptu. Ertesi gün tüccar ertesi gün tüccar insanların Kabe’nin etrafında toplandıkları sırada Mekkelileri yardımına çağırdı. Bu çağrı cevapsız kalmadı. Hz. Peygamber’in amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib başta olmak üzere bazı Mekkeliler harekete geçti. Hz. Muhammed; Muttaliboğulları, Zühreoğulları, Teymoğulları ve Esedoğullarının temsil edildiği toplantıya Haşimoğullarını temsilen amcası ile birlikte katıldı. Sonra As b. Vail’e giderek tacirin sattığı malın karşılığını kendisinden alıp sahibine iade ettiler. Kureyşliler, bu antlaşmaya bir fazilet yemini olarak Hilfü’l-fudul ismini verdi.

Ticaret Hayatı

Mekkelilerin en önemli geçim kaynağı ticaretti. Şehrin coğrafi konumu ve iklimi, sakinlerine ticareti zorunlu kılıyordu. Hz. Muhammed, babası Abdullah gibi ticaret ile meşgul oldu. Kays, birlikte ticaret yaptığı Hz. Muhammed’den daha dürüst bir ortağı olmadığını, ortaklığı süresince ondan herhangi bir muhalefet görmediğini söylemiştir. Onun ticaret ile ilgili söz ve davranışları, günümüz insanı için de paha biçilmez örnekliğini korumaktadır.

Evliliği

Peygamber Efendimizin ilk eşi Hz. Hatice validemizdir. Dul bir hanım olan Hatice soylu ve zengindi. Hz. Peygamber yirmili yaşlarını geçtiği sıralarda Ebu Talib’in işleri bozulmuştu. Bu sebeple amcası, Hz. Muhammed’e varlıklı birisi olan Hz. Hatice’den ve onun malını emanet edeceği güvenilir birisine ihtiyaç duyabileceğinden söz etti. Hz. Hatice Hz. Peygamber’le evlenmeyi istemişti. Hz. Hatice, Nefise bnt. Münye aracılığıyla Hz. Muhammed’e evlilik teklif etti. Hz. Peygamber, kurduğu mutlu yuvada hayatının yirmi beş yılını Hz. Hatice ile geçirmiştir. Hz. Hatice hicretten yaklaşık üç yıl kadar önce Ramazan ayının onuncu günü vefat etmiş ve Hacun Kabristanı’na defnedilmiştir.

Kabe Hakemliği

Yağan şiddetli yağmurlar zaman zaman seller oluşturur ve Kabe’nin zarar görmesine neden olurdu. Hz. Peygamber yaklaşık otuz beş yaşında iken yine bir sel felaketi yaşanmış ve Kabe, büyük ölçüde tahrip olmuştu. Kabe yeniden inşa edilmeye başlandı. Hz. Peygamber de amcası Abbas ile birlikte bu inşaat malzemesini taşıyanlardan biriydi. Kabe’nin tamiratı, Hacerülesved hizasına gelince durdu. Çünkü her kabile onu yerine koymanın kendilerinin hakkı olduğunu düşünüyor, yeminler ederek rakiplerini savaşa çağırıyordu. Kureyş kabilesinin en yaşlısı olan Mahzum kabilesi reislerinden Ebu Ümeyye b. Muğire, aralarında ihtilâf ettikleri konuda, mescidin kapısından hüküm vermesi için ilk giren kimseyi yetkili kılmalarını teklif etti. Bu kapıdan gelen Hz. Peygamber’di. Hırkasını çıkarıp yere serdi. Yerleştirileceği yerin hizasına gelince Hz. Peygamber, Hacerülesved’i elleriyle yerine yerleştirdi. Bu şekilde Kabe’nin inşası da kaldığı yerden devam etti.

Peygamberimizin Nübüvvet Öncesi Ahlaki Olgunluğu

Bütün hayatı boyunca peygamberliğine uygun örnek bir yaşantı süren Hz. Muhammed’in İslam Öncesi Dönem’de en bilinen ve öne çıkan özelliği “eminliği”dir. Mekkeliler, peygamberlik mücadelesi sonrasında kendisine şair, sihirbaz, kahin diyerek iftira etmişler ancak onun güvenilirliğine söz söyleyememişlerdir. slam öncesi dönemde el-emin kabul edilen Hz. Peygamber, tebliğinin başlangıcında, “Şu dağın ardında düşman var, üzerinize baskın düzenleyecek desem bana inanır mısınız?” diye sorduğunda muhataplarının cevabı “Elbette inanırız çünkü şimdiye kadar senin yalan söylediğini hiç duymadık.” olmuştu. Böylelikle Hz. Peygamber’in eminliğinin bir gereği olan doğruluğu da yine içinde yaşadığı toplumun şahitliği ile bir kez daha teyit edilmiş oldu.

Peygamberimizin Hira’da Tefekkür Günleri

Putperest bir toplumda yetişmesine rağmen hiçbir zaman putlara tapmamış olan Peygamberimiz, cahiliyenin adetlerine uymamıştı. İçinde bulunduğu durumu tefekkür edebilmek için yalnızlığı tercih eder olmuştu. Peygamberimiz, kırklı yaşlarına doğru özellikle Ramazan aylarını Hira’nın zirvesine yakın küçük bir mağarada münzevi bir şekilde geçirmeye başladı. Hira’da geçirdiği süre boyunca Resulullah, hayret verici olağanüstü tecrübeler yaşamaya başladı. Gün içinde aynen gerçekleşen rüyalar görüyor, bazen kendisine selam verildiğini işitiyor ancak çevresinde ağaçlar ve taşlardan başka bir şey göremiyordu.

Bu ders notu (ünite 2) faydalı mıydı ?
Bunu nasıl iyileştirebilirim?

1 kişi oy kullandı
ÜNİTE 1